Evrim Teorisi Nedir?

Mahir Boztepe

“Gözlemlediğim her şeyi anlamak,
yani tüm olayları aynı genel kuralların
altında toplamak için güçlü bir istek duydum”.

Charles Darwin

darwinEvrim teorisi bundan yaklaşık 140 yıl önce Charles Darwin tarafından oluşturulmuş bir kuramdır. Kurama göre canlılığın devamı ve çeşitliliği doğal seçilimle sağlanır.

Doğal seçilimin üç temel bileşeni bulunur: Farklı karakterlerin popülasyondaki zenginliğini sağlayan çeşitlilik, genetik karakterlerin devamını sağlayan kalıtım, ve bu çeşitli karakterlerden doğadaki koşullara en uygun olanının hayatta kalmasını sağlayan seçilim. İşte bu bileşenler doğrultusunda Charles Darwin canlı türlerinin nesilden nesile değişime uğrayarak ilk hallerinden bugüne çeşitli özellikler kazanarak farklılaştıklarını yani evrim sürecine uğradıklarını savunur.

Evrim teorisinin iyice anlaşılabilmesi için öncelikle doğal seçilimin bileşenlerini kavramamız gerekmektedir. Çeşitlilik; Her canlı türüne ait üyeler bir diğerinden farklı özelliklere sahiptir. Bahsettiğimiz bu özellikler onun davranışsal niteliklerinden yapısal özelliklerine kadar uzanmaktadır. Yapısal açıdan biri diğerinden daha kuvvetli veya davranışsal açıdan biri bir diğerinden daha hırçın olabilir. Tüm bunlar her bir canlı formunun kendi özgün koşulları içerisinde geliştiğinin bir göstergesidir. Kalıtım; Kendi özgün koşullarında gelişen her canlı formu benzer koşullarda yaşayan diğer canlılarla ortak özelliklere sahiptir. Bu durum kuşkusuz “tür” ayrımını yapmamıza olanak vermektedir. Benzer canlı formlarının bir araya gelerek oluşturdukları canlı türleri sahip oldukları bu kalıtsal özellikleri kuşaktan kuşağa aktarmaya çabalar. Seçilim; Canlıların, yaşamlarını sürdürebilmeleri için gereken ihtiyaçlarını içeren ortamın, yaşamakta olan canlı formlarının fazlalılığı nedeni ile yetersiz kalması, o canlı türü içerisinde belirli bir varolma savaşını doğurmaktadır. Bu savaşım canlı formunun ancak önüne çıkan engelleri aşması sonucunda hayatta kalmasını sağlamaktadır.

Doğal seçilim, canlının içinde bulunduğu koşullarla sıkı sıkıya bağlıdır. Koşulların üremeye uygun olmaması canlı türünün kendini bir sonraki kuşağa aktarmasını güçleştirmektedir. Kendi türünün üremesinin çok zor olduğu koşullarda dahi kimi zaman ‘güçlü' üyeler dayatılan koşullara uyum sağlayarak kendini farklılaştırmaktadır. Bu durumu “adaptasyon” kavramı ile açıklayabilmekteyiz. Adaptasyon, canlı türünün içerisinden en ‘iyilerin' koşullara uyum sağlayarak üreme kabiliyetini kazanması anlamına gelmektedir. Yaşanan bu süreç kuşkusuz canlı türü içerisindeki üyeden çok ‘eski' canlı türünü yadsıyan yeni canlı türü olarak kendini göstermektedir. Bu bağlamda evrimi birbirini yadsımış olan canlı türlerinin savaşımı olarak da tanımlayabiliriz.

Evrim Teorisi'nin Oluşum Süreci

Biyolojik evrim düşüncesinin insanlık tarihi içerisinde ilk görünümlerinin Thales'in kurucusu olduğu İyonya Okulu'nda görüldüğünü söyleyebiliriz. Henüz doğa bilimlerinin kendilerini ortaya koymadıkları bu dönemlerde doğa felsefesi dahilinde ele alınan süreç ilkel materyalistler olarak tanımladığımız bu okulun filozofları dahilinde şekillenmekteydi. Felsefe tarihi boyunca, belirttiğimiz dönem sonrasında da birçok filozof konuya kendi güçleri oranında eğilmeye çabalamıştır. Biyolojik evrim düşüncesinin bir bilim olarak ortaya konması ise “Aydınlanma Dönemi” diye adlandırdığımız Rönesans sürecinin ardından gelişen felsefi akımların ve bu akımlar üzerinde şekillenen doğa bilimlerinin damgasını vurduğu 18. ve 19. yüzyıllar dahilindeki zaman dilimi içerisinde gerçekleşmiştir. İdealist temelli felsefesine karşın Immanuel Kant'ın, bilimsel anlamda ortaya koyduğu önemli bir teori olan kozmik evrim kuramı, James Hutton'ın jeolojik evrim kuramı ve Charles Darwin'in büyükbabası Erasmus Darwin'in biyolojik evrim tezleri “Evrim Teorisi”nin oluşumu için uygun bir ortam hazırlamaktaydı. Kozmik ve jeolojik evrim kuramları biyolojik alanda da böylesi bir sürecin iz düşürülebileceği düşüncesini güçlendirmekte ve içerik anlamında olası bir biyolojik yönelime de yol gösterici olmaktaydı. Erasmus Darwin ve Jean-Baptiste de Lamarck ise doğrudan biyolojik evrim kuramını oluşturmak için yoğun bir çaba içerisindeydiler. Fakat biyolojik evrim kuramı ancak Charles Darwin'in ortaya koyduğu veriler doğrultusunda “Evrim Teorisi” adı ile bilimsel bir değer kazandı.

Charles Darwin, Robert Waring Darwin'in altı çocuğundan beşincisidir. Maddi gücü yüksek olan babasının sağladığı ortam dolayısıyla rahat bir yaşam sürdürmüştür. İçinde bulunduğu yaşam alanının kendini entelektüel anlamda geliştirmek için uygun olmasının yanı sıra çevresinde bulunan birçok bilim adamı ile ilişki içerisinde olabilme şansı da teorisini oluşturmasında büyük bir öneme sahiptir. Robert Waring Darwin aile geleneği olan tıp doktorluğunun sürdürülmesi isteği üzerine Charles Darwin'i abisinin staj yapmakta olduğu ve kendisinin de mezun olduğu Edinburgh Üniversite'sine gönderme kararı almıştır. Babasının bu kararına karşın Charles Darwin tıp doktorluğunu tercih etmemekteydi ve kendini ifade etmek üzere farklı bir arayış içerisindeydi. Edinburgh Üniversitesi'nde ilk kez biyolojik evrim kavramı ile karşılaştı. Bu karşılaşmayı sağlayan zooloji profesörü Dr. Robert Edmond Grant'ti. Fransız zooloji uzmanı Jean-Baptiste de Lamarck'ın düşüncelerine öncelikle temkinli yaklaşan Charles Darwin henüz teoloji ve dolayısıyla metafizik felsefe etkisi altındaki yaradılış teorisine bağlı bir düşünce yapısına sahipti. Tıp doktorluğu öğrenimini yarıda kesen Charles Darwin babasının da yönlendirmesi ile teoloji okumak üzere Cambridge Üniversite'sine yazıldı. Üniversite içerisinde geçirdiği üç buçuk yıl hayatında büyük değişiklikler yaratacak insanlarla tanışmasını sağladı. Botanik profesörü Peder John Henslow bunlardan biridir. Bir diğeri ise Londra Jeoloji Derneği Başkanı ve jeoloji profesörü Dr. Adam Sedwick'tir. Charles Darwin'in bu iki insanla geçirdiği zaman ve beraber giriştikleri çalışmalar onun kendisini geliştirmesinde etkili olmuştur. Adam Sedwick ile yapmış olduğu Kuzey Galler'in jeolojisiyle ilgili araştırma gezisinin ardından evine, Shrewsbury'e dönen Charles Darwin, evine gönderilen ve John Henslow imzası taşıyan mektubu heyecanla okur. Heyecanının nedeni John Henslow'un ona bilimsel amaçlı bir dünya seyahati önermesidir. Bu seyahat Charles Darwin'in yaşamında ve dolayısıyla Evrim Teorisi'nin oluşumunda bir dönüm noktasını oluşturur.

Seyahatin temel amacı Güney Amerika ve çevresinin enlem, boylam hesaplarının yapılması, haritalarının oluşturulması gibi istemleri içerirken, Charles Darwin için çok daha farklı bir niteliğe sahiptir. Seyahati sırasında öncelikle jeolojik evrim sürecinin fiziksel, kimyasal ve biyolojik sonuçlarını görmeye çalıştı. Okyanuslar üzerinde oluşan ve zaman zaman tekrar suyun altında kendine yer bulan adaları gözlemledi. Şili kıyısında yaşadığı bir deprem sonrası toprağın yükselişine şahit oldu. Elde ettiği bu veriler doğrultusunda bu konularda kendince düşünceler üretmeye çabaladı. Zaman buldukça bahsedilen fosil yataklarında ilgisini çeken öğeler aramaktaydı. Çalışmaları sırasında bir at dişi fosili buldu ve bu doğrultuda Güney Amerika'ya o günlerde götürülen atların, çok eski zamanlarda buralarda yaşamış olduğu bulgusunu elde etti. Sürekli bir gözlem içerisinde olan Charles Darwin yüzlerce farklı canlı türünü inceledi. Seyahati sırasında edindiği en önemli veriler ise Galapagos takım adalarında bulunduğu süre içerisinde yaptığı çalışmalarla ortaya çıkmıştır. Adalardaki canlıların bugüne kadar karşılaştıklarından çok daha farklı olduklarını düşünüyordu. Boyutları ve beslenme biçimleri başka yerlerdeki benzerlerinden çok farklıydı. Adaların hiçbir yerinde herhangi bir memeli türüne, ve bitki örtüsünde ağaçlara rastlayamamıştı. Bu durum onun için şaşırtıcı bir etki yaratmıştır. Öyle ki bu adalarla aynı enlem üzerinde olan diğer adalarda yaşayan canlılar açısından benzerlikler bulmakta zorlanıyordu. Henüz kendisinin de etkisi altında bulunduğu yaradılış teorisinin bu duruma aykırı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Çünkü yaradılış teorisine göre her canlı türü kendisi için önceden hazırlanmış olan özel ortamlara ve oradaki yaşam koşullarına uyumlu olarak yaratıldığı savını içermekteydi. Oysa bulunduğu adalarda gördüğü, canlıların yaşam ortamlarına göre şekillendiğiydi. Kafası bu durumdan kaynaklı olarak çeşitli sorularla meşgulken gözlem yaptığı diğer adalarda da benzer durumlarla karşılaşması birçok yeni soruyu da beraberinde getirmişti. Yaklaşık 5 yıllık seyahatin sonunda 1700 sayfalık jeoloji ve biyoloji notu, 800 sayfalık günce, 4000'in üzerinde kemik, kurutulmuş deri ve canlı örneği elde etmişti. Biten seyahati sonrası elde ettiklerini paylaşmak üzere keyifle okuduğu “Jeolojinin İlkeleri” kitabının yazarı jeoloji profesörü Charles Lyell ile görüştü. Görüşme sırasında elde ettiği verilere de dayanarak Charles Lyell'i yer yer eleştirmeye çalıştı. Çeşitli dernek ve kuruluşlarda bilimsel sunumlar yapmasının yanı sıra birçok bilim adamı ile elde ettiği canlı türleri, fosil kayıtları ve notları üzerine ortak çalışmalara girişti. Tüm bu çalışmalar onun teorisinin oluşmasında tetikleyici rol oynamıştır. Sürekli olarak yaratılış teorisini sorguluyor ve bu doğrultuda oluşan sorulara cevap arıyordu. Bulduğu cevapları seyahatinde edindiği verilerle buluşturarak “Evrim Teorisi” adını verdiği kuramını oluşturmaya çalışıyordu. Seyahat notlarını düzenleyerek “Araştırma Notları” adı altında yayınlamış ve biyolojik evrim kuramına ilişkin ilk verilerini sunmuştu. Kitabını okuyan isimlerden Joseph Hooker ile güçlü bir dostluk kurmuş ve evrim teorisini açık bir biçimde ona aktarmıştı. Ürettiği düşünceleri yazıya dökmeye çabalarken Alfred Wallace'dan tüm çalışmalarını özetler nitelikte bir mektup almıştı. Bu durum üzerine dostları Charles Lyell ve Joseph Hooker “Türlerin Kökeni” adlı kitabını yayınlamasını önerirler. Sonrasında Charles Darwin evrim teorisinin temel yapıtlarını ortaya koymaya başlamıştır. Başlıcaları; Türlerin Kökeni (1859), Seksüel Seçme (1871) ve İnsanın Türeyişi (1872).

Yaratılış ‘Teorisi'ne karşı Evrim Teorisi

Charles Darwin, evrim teorisine ilişkin düşüncelerini kamuoyuna açıkladığında ‘ateşli' hasımları olan yaratılış teorisi yanlıları da kendilerince çeşitli ‘eleştiri' ve saldırıları yöneltmeye çabalamışlardır. Yaratılış teorisine göre evrenin yaratıcısı ‘bilinçli' bir irade bulunmaktadır. Belirtilen irade, canlıları ve özellikle insanı, yarattığı evrenin içerisindeki koşullara uygun olarak meydana getirmiş ve o günden bugüne değişmez bir şekilde yaşamlarını sürdürmelerini sağlamıştır. İşte bu teoriye karşıt olarak Charles Darwin türlerin kökenini açıklamaya çalışırken “tinsel” bir ilkeye ihtiyaç duymamıştır. Bu durumunda Charles Darwin, yaşama dayatılmaya çalışılan idealist temelli anlayışlara karşı, yaşamı anlamaya çalışan materyalist temelli bir düşünce bütünlüğü oluşturmuştur. Doğa tarihi içerisinde değişmezsizlik ve durağanlık ‘gören' yaratılış teorisi, canlı türlerinin ve dolayısıyla insanın milyonlarca yıl önce de bugünkü şekillerine sahip olduklarını savunmaktadır. Bulunan fosil kayıtları ve yapılan çeşitli araştırmalar göstermektedir ki Charles Darwin'in ortaya koyduğu değişim/hareketlilik yaşamın yani doğanın kendisine aittir.

Yaratılış teorisi savunucuları ilk günden bugüne evrim teorisine karşı kara çalmalar ve iftiralardan asla vazgeçmemişlerdir. Charles Darwin'in “Türlerin Kökeni” adlı kitabını yayınlaması ile birçok ‘bilim' adamınca başlatılan kampanya bir anlamda bugün de varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Kendini sürekli başka biçimler altında sürdürmeye çalışırken kimi zaman adını “Akıllı Tasarım”, kimi zaman ise “Süper-Akıl” isimleri ile gösterdiğini görmekteyiz. Hepsinin ortak yönü; yaratılış teorisinden beslenmelerinin yanı sıra hurafeden öteye gidememeleridir. Bugün Ortaçağ karanlığını andıran baskılar, yaradılış teorisini desteklemek amaçlı ortaya konmaktadır. Belirttiğimiz baskılar yasalar şeklinde dahi yönelmekteyken, kendini artık ilköğretim sıralarında göstermeye başlamıştır.

Evrim Teorisi'nin Felsefi Kökeni

Evrim teorisi, türlerin kökenine ilişkin sorulara yanıt arayan biyoloji bilimi dahilinde bir kuramdır. Bilindiği gibi her bilim dalı ve dolaylı olarak bu bilim dalına ait kuramlar/teoriler açık veya örtük olarak belirli bir felsefi temel üzerinde şekillenmektedir. Bu durumu felsefe ve bilim kavramlarını tanımlayarak ortaya koyabiliriz: Felsefe, bilincin ortaya koyduğu en genel düşünce etkinliğidir ve amacı en genelin yasalarını kavramaya çalışmaktır. Bilim ise en özelin düşünce etkinliğidir, bu durumda bilim en özelin yasalarını kavrama çabası içerisindedir. Felsefe nesneyi en genel biçimde bütün yönleri ile ele almaya çalışırken bilim kendine özgü nesneleştirme süreci ile nesnenin tek bir yönünü ele almaktadır. Kuşkusuz bu durum çeşitli yadsımaları da beraberinde getirmektedir ki bu yadsımalar ‘doğru' bir felsefi temelde yarar sağlarken aksi bir temelde çeşitli olumsuzlukları beraberinde getirmektedir.

Evrim teorisinin üzerinde şekillendiği felsefi temelin diyalektik-materyalizm olduğunu söyleyebiliriz. Karl Marx bu durumu Friedrich Engels'e yazdığı bir mektupta “bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap işte budur.” tanımı ile belirtmişti. Bunun yanında diyalektik-materyalizmin ustalarının kurama yer yer ufak çapta eleştirileri olduğunu da unutmadan belirtebiliriz. Kuramı sahiplenenler kadar ona karşı duranlar da durumun farkındaydılar, örneğin Adam Sedwick “teoriden, ısrarlı materyalizmi nedeni ile nefret ettiğini” belirtmekten kaçınmıyordu.

Darwin, ilk olarak Dünya'nın ve canlıların maddi temelini ortaya koyarak işe başlamıştır. Maddi temelden anladığımızın bilinçten bağımsız olarak varolan maddenin kabulü olduğunu biliyoruz. Ardından bu maddiliğin kesintisiz hareketini görerek süreci canlıların türeyişi içerisine iz düşürmüştür.

Sonuç

Yazımızın amacı en genel hatları ile evrim teorisini ortaya koyabilmek ve okuyucuyu, kuramı daha kapsamlı biçimde araştırmaya teşvik etmektir. Aşağıda belirtilecek olan kaynakça bölümünde evrim teorisinin daha geniş anlamda araştırılmasını sağlayacak materyaller mevcuttur. Yazımızı bitirmeden önce tüm bölümlerden edindiğimiz ortak birkaç belirlemeyi gözden geçirebiliriz:

•Dünya durağan ve değişmez değildir, aksine sürekli bir hareket içerisinde değişimi yaşamaktadır.

•Evrim kesintisiz bir süreçtir, bu kesintisizlik içerisinde ani sıçramalar türün niteliksel değişimini göstermektedir.

•Canlı türleri sürekli bir farklılaşma doğrultusunda bugünkü hallerini almışlardır, her birinin ortak ataları bulunmaktadır.

•Yaşamı çevreleyen dış koşullara en iyi adaptasyonu sağlayan canlı formları hayatta kalma ve çoğalma yeteneğini kazanırlar.

 

Kaynakça:

•  Bilim ve Gelecek Dergisi, Sayı: 25, 26
•  Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi, Sayı: 21
•  Jonathan Howard, Darwin, Altın Kitaplar
•  Stephen Jay Gould, Darwin ve Sonrası, TÜBİTAK
•  Charles Darwin, Türlerin Kökeni, Onur Yayınları
•  Charles Darwin, İnsanın Türeyişi, Onur Yayınları
•  Charles Darwin, Seksüel Seçme, Onur Yayınları

Not: Evrim teorisine ilişkin edinilen son fosil bulguları üzerine değerlendirme için:
“Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Hareket Dergisi, Sayı: 21, Sayfa: 33 – Hurafe ve Bilim”