• Atölyeler

  • Kurslar

Foto Galeri

İnsan ve Müzik

Vildan Deniz

adalilar-geceyi-kusatanlara-Bir önceki yazımızda sanatın çıkış temelini, sanatın işlevini anlamaya çalışmıştık. Sanat ilk etapta doğaya egemen olma, doğayı anlama etkinliklerinden biriydi. Toplumsal ilişkilerin gelişmesiyle birlikte sanat da ilk işlevini aşarak toplumu anlama, topluma egemen olma rolüne evrilmişti.

Gerçekten de çevremizdeki sanat etkinliklerine şöylece bir baktığımızda onun toplumlar ya da daha dar bir deyişle hedef kitleleri üzerindeki etkisini kolayca fark edebiliriz. Bir türkünün, bir şiirin, bir sinema filminin, bir tiyatronun insanların görüşleri, hayata bakış ve davranış tarzlarını üzerindeki etkisi …

Sanatın doğaya egemen olma, doğayı anlama rolü konusunda tikel bir örnek düzeyinde konuya ilişkin bilgilerimizi pekiştirebiliriz de. Örneğimiz sesleri doğadan, toplumdan olan ve etkisi de üretim üzerinde o denli etkili olan müzik olsun.

Üretim Üzerinde Etkili Bir Güç Olarak Müzik

Kimi insan ya da insan toplulukları üretim esnasında müziği, üretimi başarılı bir şekilde gerçekleştirmek için paralel bir güç olarak kullanmıştır. İlkel insanların, avlanması çok zor bir hayvanın avına çıkmadan önce hep bir arada, çıkardıkları sesler eşliğinde tempolu bir dans tutturarak kendilerini nasıl motive ettiklerini gözümüzde canlandıralım. Bir yanda insan, diğer yanda doğa. İnsan ritmi, dansı bir arada oyun halinde kullanarak doğaya egemen olmada bir araç olarak kullanıyor. Hedeflenen hayvanın avı başarıldığında, bir sonraki av için daha iyi hazırlanacaklardır. Her üretim, yeni ve gelişmiş bir üretimi kamçılayıp önünü açacaktır.

Üretim ve müziğin birbiriyle olan ilişkisi; müziğin insanın sosyal üretiminin doğal bir parçası olması açısından çok yakındır. Sosyal üretim nasıl müziği bir ifade ve davranış tarzı şeklinde ortaya çıkarmışsa, müzik de bir o kadar üretim üzerinde etkili olarak onun ilerlemesine yardımcı olmuştur. “Topluluklar tıpkı bir küçükler orkestrasındaki çocuklar gibi birlikte çalışıyorlardı, ellerin ve ayakların her hareketi, taşa ve değneğe her dokunuş bir ağızdan söylenen bir ezgiye göre ayarlanıyordu. Bu ezginin eşliği olmadan iş yapılamıyordu. Böylece konuşma asıl üretim tekniğinin bir parçası olarak ortaya çıktı. (…) İnsanlığın ustalığı arttıkça bu ezginin eşliği de gerekli olmaktan uzaklaştı. İşçiler kendi başlarına çalışma yeteneği edindiler” (1) Üretim için ritim, dans bütünlüğünde müzik bir ihtiyaç; üretim gerçekleşiyor, ilerleyip yeni maddi ve sosyal varlığı geliştirdikçe dansla müzik ayrılıyor … İnsan bunlarsız da üretimi gerçekleştirme özgürlüğünü kazanıyor. Bundan sonraki üretim sürecinde müzik de toplum üzerinde etki sağlamak, iz bırakmak isteyenlerin bir etkinliği oluyor.

Sanayileşme dönemi öncesinde iş türküleri, üretime önemli bir tempo katmaktadır. Makineleşmenin gelişimi ritmi tutma gereksinimini arka plana düşürse de, müziğin üretime bağlı özünü ortadan kaldırmamıştır. “Bugün, Batı Avrupa'da bile, bir takım iş türkülerinin varlığını biliyoruz. Dokumacıların, orakçıların, denizcilerin ve daha bir çoklarının söyledikleri türküler demek istiyorum. Bu türkülerin görevi üretim işine, ritimli, coşturucu bir nitelik katarak onu hızlandırmak. İplikçi kız, türküsü çıkrığını döndürecek diye söyler; söylediği türkü kendisinin çıkrığını döndürmesine yardım ettiği için de çıkrığın dönmesini kolaylaştırmış olur” (2) Ülkemizde de şimdiki haliyle söylenen halk türkülerinde iplikçi kız örneğinde olduğu gibi çokça işin izlerini, çağrısını bulmak mümkündür. Özellikle bireysel ya da gurup halinde çalıştırılan aletlerin eşliğinde söylenen türkülerde karşılıklı etkileşim çabasını kolayca görebiliriz. Ev yapma türküsü, fındık ayıklama türküsü, un öğütme türküsü, imece türküsü, ekin biçme türküsü, tohum ekme türküsü vs.vs.

Doğu Karadeniz kültürü ile ilgili araştırma yapan Ildıo Bellen Hann, bu yörede çeşitli işlere ilişkin söylenen türküleri tespit etmiştir. Mısır ekme, fındık ayıklama, ağaç taşıma, “enişte bağlaması”, düğünler gibi etkinliklerde söylenen türkü ve manilerden örnek verir. Mısır ekme imecesi manisinden bir örnek: “ Kazıyın kızlar kazıyın/Mısırımız olacak/Bütün dertler başımıza yağacak/Solucanla örümcek başımıza bitecek” (3 )

İnsan açısından üretim, nasıl evrensel bir içerik taşıyorsa, müzik-insan ilişkisi de o denli evrensel bir özellik taşımaktadır. Edebiyatçı J.Steinbeck, Amerika kıtasında geçimini denizden sağlayan bir bölüm yerli halk içinde yaşayan bir efsaneye dayandırdığı “İnci” adlı eserinde, insan toplumunun ritim, ritüel ve bütünüyle müzik ile ilişkisini dile getirmiştir. Her olayın, her işin başında insanların duygu ve düşüncelerine paralel türküleri vardır. Aile türküsü, düşman türküsü, kötülük türküsü, inci türküsü…gibi. “Kino'nun halkı her olay üzerine bir türkü yakmıştı. Balıklar üzerine, durgun deniz, kudurgan deniz, gün, gece, güneş ve ay üzerine. Kino ve halkı bu türkülerin her birini bilir ve unutmazdı. Genç adam sepetini doldururken kafasında bir türkü biçimlendi. Yüreğinin vuruşları türkünün ritmiydi; kurşuni-yeşil su, küçük tezcanlı hayvancıklar, yanından geçen balık sürüleri ise ezgiyi oluşturuyorlardı. Bu türküden başka yüreğinin bir köşesinde güç duyulur bir türkü daha vardı. Uzun zamandır derinlerde gizlenmişti; bulmayı umduğu İncinin türküsüydü (4). İşte sanat olarak müziğin etkisi ve üretimle birlikte olan evrensel karakteri. Müziğin, insan-ürün-duygu-düşünce sarmalındaki yerini yalın bir anlatımla bize öğretiyor. Aynı öyküde sabah uyandığında karısını kahvaltı hazırlarken, çocuğunu uyurken gören Kino'nun kafasında “Aile Türküsü”, oğlunu akrebin soktuğunu fark edince de “Düşmanın Türküsü” uğuldamaya başlar.

Yukarıda ilk alıntı yaptığımız yazar George Thomson söz konusu kitabında, iş türküleri içinde, dil ile çalışma arasındaki ilişkiye de dikkat çeker. Örneğin: “ Kürek çekme işi değişikliği olmayan, düzenli aralıklarla yapılan basit bir işlemdir. Kürekçilerin tempo tutması için en yalın biçimiyle iki heceli bir heyamola kullanılır: Ho-hop! İkinci hece küreklere asılmayı belirtir; birincisi ise hazırlayıcı bir işarettir.(...) İki heceli yalın iş heyamolalarının değişen ve değişmeyen öğelerinin, dansta ayağın kaldırılışını ve indirilişini belirten ölçülü düzenin vurgusu ve durgusu oldukları anlaşılıyor.” ( 5 ) Bu örnekleri dikkate aldığımızda yaşantı içinde sürdürülmüş ya da sürdürülen işler sırasında müziğimsi öğeler ya da sazlı sözlü şekil almış müziğin kendisini fark edebiliriz.

Yine George THOMSON İsviçreli bir misyonerin taş kıran bir çocuktan duyduklarını aktarır. “Bize kötü davranıyorlar, ehe!

Bize hiç acımıyorlar, ehe!
Kahvelerini içiyorlar, ehe!
Bize hiç vermiyorlar, ehe!

Her dizede tekrarlanan ehe çekicin vuruşunu belirten çalışma heyamolasıdır. Değişmeyen öğe bu sestir. Her dizede bu değişmeyen sesten önce gelen anlaşılır sözlerse, işçinin yaptığı işe karşı öznel tutumunu açıklar” ( 6 )

Zaman içerisinde müziğin bir parçası olan şiir salt iş karşısında o an takınılan tutumu içermekten öte, farklı duygu ve düşünceleri (sevgi, aşk, ölüm, öğüt verme...vs..) içermeye başlamıştır.

İlk başında her şey toprağa dayalı üretimle iç içe iken –ki insanın çoğu yanında böyledir- zamanla tıpkı dans-şiir-müzik-iş nasıl birbirlerinin içinde ise zamanla birbirinden bağımsız hale gelmeye başlamıştır. Dansla müzik ayrılmıştır. Hatta müzik salt ritimsel-senfonik ve sözlü müzik olarak kendi arasında ayrılmıştır.

Zamanla türkü söylemek, türkü yapmak boş zamanların ya da dinlenme anlarının da işi olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Ancak hala ve hala türkülerde üretimin akışına, işin yapılışı ve çeşitliliğine ilişkin kokusu içimize kadar gelir. Yani yapılan işe tempo veren, coşku katan, iş yapanın derdini de yansıtan, hasreti, aşkı, ölüm acısını, ayrılığı, kavuşmayı, kıyaslamayı içinde barındıran türkülerin kokusunu almak için şöyle geriye dönüp, toprağın, makinelerin sesine biraz bakmak sanırım yeterlidir.

DİPNOTLAR:

1-George THOMSON- Marksizm ve Şiir Çev.Cevat ÇAPAN V Yayınları Ankara 1987. s.6
2-a.g.e s.13
3-Ildıko Beller Han,Doğu Karadenizde Efsane Tarih ve kültür, Çiviyazıları Yay.Çev.Ali İhsan Aksamaz” s.70.İstanbul, 1999.
4-J.STEINBECK-İnci. Çev.Anjel Selver. Oda Yayınları, 1994 İstanbul. S.28
5-George THOMSON a.g.e s.17
6-George THOMSON a.g.e s.17

cizgi
 
Buradasınız:   Anasayfa Müzİk İnsan ve Müzik