Ceren AYDINLI
Picasso... Bu ismi duymamış insan sayısı, azdır günümüzde. Hem çok ünlü bir ressam hem de çağdaşımızdır. Yani, Picasso'yu anımsamak için yüzyıllar öncesine gitmek gerekmez -hani insanımız tarihin derin sularında araştırma yapmayı sıkıcı bulur ya, bu ayrıntıyı o bakımdan vermek gerek-. Picasso, 1881-1973 yılları arası yaşamış ve kendisi gibi resmi seven ve resim öğretmeni olan bir babanın oğludur.
Dünyaya geldikten 3-4 sene sonra, daha yazı yazmayı öğrenmeden resim yapmaya başlamıştır. Babası da ondaki bu yeteneği keşfetmiş olacak ki, resim sanatına yönelmesini sağlamış. 1895'te Barselona Güzel Sanatlar Okulu'na girer. 1901'den itibaren annesinin soyadı olan Picasso'yu isim edinir kendisine. Bu isim, artık yıllarca anılacak; dünya tarihinde ve sanat tarihinde özgün yerini alacaktır. Picasso'nun hayatından bu kadar detay, yeterlidir elbet. Çünkü bize özel hayatından çok eserlerini değerlendirmek düşer ki; zaten bir sanatçıyı değerlendirmek adına doğru olan da budur.
1902-1907 yılları sanatçı için zor bir dönem olmuş; yoksulluk çekmiş, eşini kaybetmiş ve bu dönemde verdiği eserlerde -ortam, nesne- ne olursa olsun tabloya hüzün hâkim olmuş ve sanatçı, mavi, gri gibi soğuk renklerle bu hissi yansıtmıştır sanatseverlere. Sanatçının bu dönemi, mavi dönem olarak kayıtlara geçmiştir.
Pablo Picasso, Kübizm akımının yani, eşyaları geometrik gösterme sanatının kurucusu olmasıyla da sanatta önemli bir yere sahiptir. Georges Bargue da ona bu konuda yardımcı olmuş ve kübizmin temellerini beraberce atmışlardır. Resimlerinde genelde bu üslubu kullanmıÜüış ve yansıtmaya çalıştığı nesne - anlam ne olursa olsun, onları geometrik üsluplarla anlatmaya çalışmıştır. Bu üslubu seçmesi onun, yaşadığı dönem insanı tarafından da, günümüz insanı tarafından da önyargıyla karşılanmış çoğu zaman saçma ve anlaşılmaz resimler yapmasıyla eleştirilmesine ve dışlanmasına sebep olmuştur. Çünkü insanlar için resim, düşüncelerin alegorik halidir ve akıldaki şeyler bu kadar karmaşık olamaz. Tuvale bakınca her şeyin yerli yerinde denizin deniz, kuşun kuş, kadının kadın olduğunun anlaşılmasını isteyen kısaca fotoğraf gibi resim bekleyen olmuştur çoğu zaman resim izleyicisi. Fakat Picasso bu hazırcı seyirciyi sevmemekte ve sanatında kübizm etkilerinin yanı sıra insanda bir heykeli inceliyormuş izlenimini verecek şekilde üç boyutlu görüntü sunma yöntemini kullanmış ve sanatının dikkat çekmesine sebep olmuştur. Resminde sadece bir cepheyi değil nesnenin arkasının, sağının, solunun da görünmesini istemiş ve hepsini iç içe geçirip, sert renkler kullanarak duyguları, hareketi, duruşu vermeye çalışmıştır. Yani sanatçının istediği: O'nun seyircisi sabırlı olmalı, gözün ilk algıladığının yanı sıra tablosunun karşısında geçirilen zaman yeterince uzun, detaycı ve özverili olmalı. Bu şekilde incelenince zaten Picasso'nun adının kıymeti biliniyor ve seyirci onun resmini, sanatını anlamlandırmaya geometrik şekilleri birleştirmeye ve bütünü oluşturmaya başlıyor. Picasso'nun kıymeti anlaşılıyor.
Kısaca onun sanatı; hazır sunumu, fotoğrafçılığı sevmeyen yanıyla kübizm etkili eserler olmuş ve seyirciyi düşünmeye, resimleri karşısında zaman geçirmeye mecbur bırakmıştır. Ve önyargıyı, ilk etkiyi bırakan ve detaya inen seyirci, zaman içinde, desenleri birleştirmiş şekli ortaya çıkarmış ve Picasso'yu hak ettiği yere koymuştur. O'nu anlamlandırmak için beyin sınırlarını açmak gerekmekte; çünkü zaten basite indirgenmiş birebir doğanın kopyası olan şeyleri fotoğraf sanatının yanında birçok sanatçı vermekte. Önemli olan, objeyi, doğayı değiştirmek, kafada yer etmiş izlenimleri yıkarak farklı ve yeni izlenimler uyandırmak. İşte tam bu esnada iyi bir örnektir bize PİCASSO...
| < Önceki | Sonraki > |
|---|