Sanatta Taraf Olmak

Vildan Deniz

"Nasıl mikroskobun yardımı olmadan mikrobu
göremiyorsak, sanatın, bilimin yardımı olmadan
toplumsal, politik, tarihsel gerçekleri de
göremeyiz" (Fakir BAYKURT)

Sanatın izi üzerinden başladık. En ilkel haliyle bile sanatın, insanın doğaya hükmetme ihtiyacından doğup geliştiğini gördük. Bir başka deyişle sanat, insanın ayakta kalabilme, toplumsallığı geliştirme çabasının bir ürünü oldu. Sonrasında gelişen, çeşitlenen bir araç oldu.

Üretme, toplumsal kalma ihtiyacının araçlarından biri de, müzikti. Üreten insanın motivasyonunu canlı tutmada ve artırmada müziğin ne denli etkili bir güç olduğunu özellikle iş türkülerinden verdiğimiz örnekler eşliğinde dile getirmiştik. Pek tabii ki sanat dediğimiz estetik bir dünyası olan fenomen, bu kadar kaba ve basit açıklanabilir değildir. İnsanın taşı yontarak, onu kesici bir alet olarak kullanılabilir düzeye getirmesi için bin yıllarca zaman geçmiştir. Bu nedenle günümüzde sanatın estetik açıdan eriştiği seviyeye bakarak, taşın yontulup kaba bir alet yapılması olayı bize basit görünebilir. Ancak tam da bu nokta konumuzun özünü oluşturmuştu; ihtiyaç. Niçin ihtiyaç, doğada varolabilmek için. İhtiyacın karşılandığı noktada ise sanat, sosyal hayatı geliştirme, değiştirme işlevini kazanmıştır.

Sanatın gündelik hayatımız, kavgamız içinde önemli bir ağırlığını duyumsadığımız dallarından biri de edebiyat alanıdır. Roman, öykü, şiir, eleştiri ve deneme gibi edebiyat türlerini önemsemek, mücadelenin sanat cephesi açısından bir zorunluluktur. Çünkü bu türlerden özellikle roman ve şiir toplumun ruh halini etkilemede, ona yön vermede tıpkı müzik gibi etkili bir güçtür. Ancak bizim bir hedefimiz var ve sınıf kavgasının içinde, ezilen,  proletarya sınıfın saflarındayız.  Karşımızda ise sermaye sınıfı ve onun temsilcisi burjuvazi var. 

Sermaye sınıfı üretim araçlarının sahibi olarak, toplumda siyasal ve sosyal açıdan da  egemen olan sınıftır. Egemen sınıfın ideolojisi, müziği, edebiyatı yani sanatı da egemen sanattır. Dolayısıyla böyle bir kavgada salt siyasal ve askeri düzeyde yürütülecek bir kavgayla toplumsal hedeflerimizin en önemlisi olan değişimi, devrimi gerçekleştiremeyeceğimiz çok açıktır.

Burjuvazi aslında tüm toplumun ortak malı olan teknolojinin en gelişmiş ve etkili araçlarını kullanarak ideolojisini kolayca etkenleştirmektedir. Yeryüzünde emperyalizm ve onların işbirlikçileri  çürümüş, kokuşmuş kapitalist düzeni ayakta tutmak için dört bir koldan, çok çeşitli araçlar kullanarak kendi ideolojilerine uygun propaganda yöntemlerine sarılmaktadırlar. Emperyalizm küresel hegemonya çabasını, açık kanlı işgaller yanında, post-modern ideoloji bombardımanı ile paralel yürütmektedir. Post-modern ideolojinin özü, kapitalizmi sorgulamama, işgallere, işkencelere ses çıkarmama, her bir şeyi resmi açıklamalar eşliğinde kabullenmeden oluşur.  Post-modern ideolojinin  insanı bir "hiçlik" girdabında  dolaşan, boş verdiren, gündelik ve tamamen "ben"ci "bana ne"ci düşünmeye koşullanmış bir insan tipidir. Burjuvazi bu ideolojiyi askeri, siyasal araçları kullanarak şırınga ettiği gibi sanatın edebiyat dalını da özellikle kullanmaktadır.  Kaba bir gözle baktığımızda ortalığın post-modern ideolojiyi sinsice aşılayan yayınlardan geçilmediğini görürüz. Ortada özgürlükçü, sanatsal görünüp, kafaları içerden bulandıran, bastığımız toprağı alttan alta aşındıran, paraya çanak açmış, burjuvazinin sanatı yani egemen sanat vardır.

Bizim Yerimiz Neresi?

Edebiyat bilimcisi Pospelov taraf olmayı şöyle yorumluyor: "...taraflılık, gerçekliğin olgularını ve görüngülerini değerlendirmede belli bir toplum grubunun, belli bir sınıfın çıkarlarını ve görüşlerini doğrudan ve açıkça savunmaktır."(1)

Bizim sanata ilişkin üretimde de tüketimde de yerimiz kendi tarafımızdır. Sanatta taraf  olma yanı, kavgadaki kararlılığımızı, toplumu etkileme ve değiştirmedeki becerimizi yansıtması bakımından çok önemli bir durumdur.

Taraf olma salt sanat ürünlerini kullanmada, tüketmede değil, üretmede yani sanat yapıcının  kendisinde de gereklidir. Bilindiği gibi burjuvazinin sanata ilişkin sloganlarından biri, "sanatçı taraf olmamalı özgür olmalıdır" şeklindedir. Oysa bu çığırtkanlık, burjuvazinin ikiyüzlü bir taktiğinden, sanatçıyı satın alma, onu etkisizleştirme yöntemlerinden başka bir şey değildir. Pospelov bu konuda Lenin'e atıfta bulunarak, "Lenin bu yanılsamaları açığa döktü. Böyle bir özgürlüğün bulunmadığını belirtti: ‘İnsan hem bir toplum içinde yaşayıp, hem de ondan tümüyle bağımsız olamaz.' Ayrıca sınıfsal yaratışın, girişimcinin çıkarlarıyla ve onun sunduğu olanaklarla güdümlendiği durumlara işaret etti. ‘Burjuva yazarının, sanatçısının ve oyuncusunun özgürlüğü , para cüzdanına, baştan çıkarılıp kullanılmaya bağımlılığın maskelenmiş (ya da ikiyüzlüce kendi kendini maskeleyen) biçiminden başka bir şey değildir."(2)

Sanatta, sanatın bir türü olarak edebiyatta taraf olmak aynı zamanda onun insansal ve estetik değerinden de yana olmak anlamını taşır. Çünkü kapitalist toplumda sanat herhangi bir metadan farksızdır. Kapitalist, elindeki bir kitaba iyi para getirip getirmemesi düzleminde bakar. Onun için  bir sanat malzemesinin değeri para ile ölçülür; çok satıyorsa eşittir çok iyidir.  "Sanatın her şeyden önce sahip olması gereken insansal yanını kapitalist sistem içinde kaybetmesiyle, sanat yalnız toplumsal niteliğini değil, aynı zamanda estetik niteliğini de yitirir. Çünkü Marksist anlayışa göre, sanatın özü onun insansallığına dayanır. Bu niteliğin dışında, sanatın başka bir dayanağı olamaz. Buna göre bu insansal dayanak ortadan kalkınca, onunla özsel bir beraberlik içinde bulunan estetik yan da kaybolur"(3)  Bu görüşler ışığında baktığımızda piyasada bilinçli ve planlı bir şekilde pompalanan kitapların hem çok para getiren, hem de estetik bir değeri olmayıp burjuvazinin yeni döneme uygun ideolojisini besleyen kaynaklar olduğunu açıkça görebiliriz.

Toplumsal mücadelemiz açısından çok önemli olan eğitimin bir aracı olan edebiyat ürünlerinin okunması, okutulması ve seçilmesinde proletarya ideolojisinden yana kesin taraf olunması bizler için devrimci bir sorumluluk gereğidir. Özellikle demokrasi mücadelesi ortamında bu konuda açık ve kararlı olunması gerekir. Lenin haklı olarak, partinin legal çalışmaya geçtikten sonraki döneminde "edebiyat etkinliği, örgütlü, planlı, birlikli sosyal demokrat parti çalışmasının bir bileşeni olmalıdır"(4) demiştir. Proletaryanın çıkarlarından yana olan sanatı sahiplenmek, aynı zamanda sanatın insansal yanından yana olmak, onu paranın tutsağı olmaktan kurtarmak anlamını da taşır. İlk başa dönersek sanatın değiştirme, yön verme işlevi, taraf olmayı kesinkes gerekli kılar. Burjuvazi, gelişme çağında nasıl sanata dört elle sarıldıysa, proletarya kendi devrimine giden yolda sanatın burjuvazinin elinde ikiyüzlü, boş bir oyuncak olarak kullanılmasına izin vermemelidir.

Dipnotlar:

1-Gennandiy N.Pospelov, Edebiyat Bilimi. Çev.Yılmaz Onay, Evrensel Basım Yayın, İst. 1995. s.172
2-(y.a.g.e) s.173
3-İsmail Tunalı, Marksist Estetik. 2.bs.İst. 1993. s.126
4-Pospelov, (y.a.g.e) s.173